7 Kasım 2010 Pazar

Yitirişin ardından duyulan hüzün..


Yaşanılmamışlara mı yanar insan, yaşayamadıklarına mı bilinmez.

Hakikatleri unutmuşçasına üzülür yüreklerimiz.
Gidişlerin ardından yokluğunu kabullenmek midir zor gelen yoksa gitmenin gerçekliğine direnişimiz de yine yenilmek mi ?

Bulanık görüyor gözlerim bugünlerde dünyayı
Yokluğu hissetti bedenim.
Yoklukta tekrar var olmaya çalışıyor..
Bir nefese hasret kaldım...

29 Eylül 2010 Çarşamba

Benim İstanbul’um…



İnsan bu ya ruh hali değişir durur. Bazen gülmek ister doyasıya bazen hıçkırarak ağlamak.

Bazen susmak ister bazen avazı çıktığı kadar bağırmak…

Bazen yalnız kalmak ister bazen kalabalıklarda kaybolmak…

Mekanlar seçersiniz kendinize içinde özgür olabildiğiniz. Yudumladığınız çayınızın tadı damağınızdan kayıp gitmemeli, hissetmelisiniz kahvenin önce kokusunu sonra köpüğünün ağzınızda dağılışını.

Nargilenizin dumanı okuduğunuz kitabı kapattığında zamanın ötesinde bir yerlerdesinizdir.

Başlangıç ve bitiş arasındaki süreç birkaç dakikalık rüyanın içindeki saatler gibidir.

Yedi tepe İstanbul, size sunulmuş bir Halil İbrahim sofrası. Canınız ne isterse, hepsi ulaşabileceğiniz mesafede.

Kalabalıklarda yok olmak mı Taksim,

Sessizlikte kitabınızın içinde kaybolmak mı İstinye,

Hoş sohbetlerde demlenmek mi Emirgan,

Vapur sesleri eşliğinde ruhunuzu dinlendirmek mi Üsküdar,

İsyanlarda ise ruhunuz Kadıköy,

Uzunca yürümekse maksat Belgrad, Sarıyer…

7 Eylül 2010 Salı

Hangi Halkamdasın??


Bir arasan bir sorsan diyorum...

Yıllar önce daha çaylak öğrenci iken bir dersin konusu iletişim çatışmalarıydı.
Nasıl etkilediyse beni hala zaman zaman anlatır dururum. Şimdi galiba aynı çatışmayı ben yaşıyorum. Engelleyemiyorum.
Sigaranın zararlarını bilerek içmek gibi birşey bu. Biliyorsun ama kendi kendinden kaçıp idrakin önüne setler koyuyorsun.

Dersteki konu özetle şuydu;

Merkezinde bulunduğumuz bir çemberin her halkası ilişki sınıflarını temsil ediyordu.
İlk halka aile, sonraki yakın arkadaşlar, sosyal ve resmi ilişkiler şeklinde halkalar büyüyordu.
Halkalara göre de davranışlarımızı belirliyorduk. Sorunun başladığı nokta ise karşılıklı farklı halkalarda olduğumuz kişilerle oluyordu.
Sosyal halkamıza dahil olan biri bizi yakın arkadaş halkasında görüyorsa bizden yakın davranışlar bekleyip, siz buna göre davranmadığınızda ' neden böyle yapıyor, neden aramıyor' gibi cümleler telafuzda yer buluyordu.

Çözüm noktasında ise halkayı hiç istemesekte kabullenmek yer alıyor. Zor olsa da daima...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Agresifim, Agresifsin, Agresifiz


Hem iş hem sosyal hayatımızda agresif insanlar ile karşılaşırız. Bugün bu konunun üzerine bir dostumla sohbet ederken varılan noktanın üzerine aklıma gelenleri yazmak istedim.

Yazılmayan her şey unutulmaya mahkum. Yazarsam dedim en çok kaybederim. Bu kaybedişte aramaya neden olur ve yok olmaktan kurtarır.

İki neden;

Birincisi, kişinin mükemmel olması daha doğrusu mükemmel olduğunu düşünmesi. Yaptığı işte ya da sosyal iletişimlerinde çok iyi olduğunu düşünmesi beklentilerini artırır. Hizmet aldığı ya da iletişim kurduğu diğerinden beklentilerini artırır. Sözün özü; bir iş ya iyidir ya kötüdür. “Beceremiyorsan yapma”ya varır işin sonu. Kendine dair düşüncelerinden güç alır ve acımasızca eleştirir. Griler yoktur hayatında.

İkincisi ise; bunun tam tersi yani kendine dair güvensizlik, acizlik duygusunu bastırmak istercesine bastırır ve yüksek sesle eleştirir. Başkalarını eksikliklerinden, hatalarından beslenir. Diğerlerinin hata oranı ya da eksiklikleri yükseldikçe, beyninde kendine dair hata ya da eksiklerinden kabul çıtası yükselir.

Birincisi insanı kibire, ikincisi ise kul hakkında götürür. Denge ekseninde kabul çıtalarının yükseldiği bir hayat herkes için daha yaşanılası olur düşüncesinde olup hepimize dengeli yaşamlar diliyorum.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Hakikatli Sohbet


Sen kendinden bahsederken düşünebiliyorsam kendimi, ben kendimden bahsederken düşünebiliyorsan kendini ve artıyorsa farkındalıklar işte budur hakikatli sohbet.

Çoğalabiliyorsam, düşünebiliyorsam, varlığım varlığında huzur ve metanet bulabiliyorsa yanında olmalıyım.

Konuşmadan kalabiliyorsak yan yana, cümleler zorlanmadan çıkabiliyorsa kendiliğinden, akıyorsa saatler farkına bile varmadan yanlış zaman zamansızlık olur gider.

Kendimi bulduruyorsan bana, bir hoş seda olmuş ya da olmamış ne fark eder…

13 Haziran 2010 Pazar

Guinness bu haksızlık !!!


Milli Eğitim'in desteğiyle binlerce öğrenci, velileri, gönüllüler herkes oradaydı. Saat 11:oo sularında giriş kapısındayken noter görevlilerinin " artık gerek yok, biletsiz girilebilir, yeterli sayıya ulaşıldı" uyarısıyla girişler biletsiz yani sayıma dahil olmadan yapıldı.

1 saat boyunca girişler akın akın devam etti. Stadın kapasitesi belli, görüntüler kayıtlarda mevcut iken guiness sadece sandıkları baz aldı ve sayımı gerçekleştirdi.

Şimdi, onca emeğe yazık eden guinness mi, sıcaktan bunaldığı için biletsiz girişe izin veren noter görevlileri mi?

Çok yazık...

12 Haziran 2010 Cumartesi

Dizim dizim dizi


Diziler neden bağlıyor bizi?

Reel hayattan farkı neydi diye düşünürken aklıma gelenleri yazayım dedim.

Merak duygusu ve cevabını aramaktan yorulduğumuz sorular hepimizin hayatında.

Etrafımızdakilerin, eş-arkadaş-ailenin davranışlarında, niyetlerinde hep tahminlerle yaşıyoruz.

Bazen doğru bazen yanlış algılarla iletim kuruyoruz. Bazen doğru, bazen yanlış, bazen haklı, bazen haksız, gerçekleri bilmeden.

Dizilerde ise herkesin neyi neden yaptığını görüyor ve biliyoruz. Öncelikle merak duygumuz tatmin oluyor, sonrasında da tarafların duygu, düşünce ve niyetlerini bildiğimiz için hakim olma duygumuz tatmin oluyor. Hatta bazen elimizde olsa gerçeği mağdur tarafa bildirebiliriz.

Abartıda olsa yanlış ya da eksik algıların oluşturduğu sorunlar, yaşamımızda da yapabileceğimiz hataların ispatı gibi.

Hala karar veremedim, diğerlerinin ne hissettikleri, ne düşündüklerini bilsek hayat daha mı kolay olurdu yoksa daha mı zor?

Hoş versem de elimiz yine hüsn-ü zan’a mahkum…